Yolsuzluğun Panzehiri: Bağımsız Denetim ve Güçlü Demokrasi

Ülkede her gün değişen gündemlerin arkasında, çoğu zaman aynı temel sorunlar yatıyor: kuvvetler ayrılığının zayıflaması, yargıya duyulan güvenin sarsılması ve denetim mekanizmalarının bağımsızlığını yitirmesi.
Denetim kurumlarının yöneticileri tek merkezden belirleniyor; kurumların ehil ve bağımsız kişilerce yönetilip yönetilmediği sorgulanıyor. Bu sorunların çözülemeyeceğine inanan insanlar ise korkuyla ya da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla sessiz kalıyor. Üç maymuna bir de başını kuma gömen dördüncü maymun ekleniyor.
Oysa güçlü kurumlar, kişilere bağlı olmadan çalışabilmelidir. ABD’de New York Borsası’nın 1792’de başlayan tarihinden 142 yıl sonra, 1934’te sermaye piyasalarını denetlemek üzere Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) kuruldu. SEC’in beş üyesi başkan tarafından atanıyor ve Senato’nun onayından geçiyor; üyelerin en fazla üçü aynı siyasi partiden olabiliyor. Bu düzenleme, denetimin tek kişinin ya da tek partinin kontrolüne bırakılmaması için önemli bir güvence oluşturuyor.
Toplumda kısa yoldan ve yüksek kazanç elde etme isteği yaygınlaştığında, bu talebi istismar edenler de ortaya çıkıyor. Bir dönem bankerlik, başka bir dönem sahte hazine bonoları, banka ve kamu bankası kaynaklarının kötüye kullanılması, kripto varlıklar, yasa dışı bahis, tefecilik ya da yatırım fonları… Yöntemler ve adlar değişiyor; denetim ve hesap verme sorunu ise sürüyor.
Bu yapıların arkasında güçlü çevreler bulunduğuna dair kuşkular kamuoyunda sık sık dile getiriliyor. İnsanlar şikâyet ediyor; ancak ihtisas mahkemelerinin, savcılıkların ve denetim kurumlarının bağımsızlığına ilişkin kaygılar giderilemediğinde, adaletin yerini bulacağına dair inanç da zayıflıyor. Siyaset, yargı, medya, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi kurumların bazı kişi veya yapıların etkisinde kaldığı düşüncesi yaygınlaştıkça, insanlar susmayı tercih ediyor. Böylece yalnızca güven sarsıcı iddialar değil, bu değerli kurumların itibarı da zarar görüyor.
Spor kulüpleri ve spor çevresindeki ekonomik ilişkiler de zaman zaman benzer tartışmaların gündemine geliyor. Bu alanlarda da şeffaflık, bağımsız denetim ve hesap verebilirlik esas olmalı; iddialar kişilere göre değil, delillere ve hukuka göre incelenmelidir.
Peki çözüm nedir?
Çözüm, demokratik kurumları güçlendirmekten geçiyor. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını güvence altına alan sivil bir anayasa; milletvekilini ve siyasi temsilcileri daha ehil ve bağımsız kılacak, parti içi demokrasiyi sağlayacak bir siyasi partiler düzenlemesi; kamu yönetiminde ve ekonomik hayatta gerçek şeffaflık…
Bunlara, herkese eşit uygulanan etkili bir mal varlığı beyanı ve denetimi ile servetin kaynağını hukuka uygun biçimde sorgulayabilen adil bir vergi sistemi de eklenmelidir. İnsanların kazançları ve servetleri konusunda güven tesis edilmeden, toplumla servet arasındaki mesafeyi kapatmak mümkün değildir.
Sosyal demokrat bir anlayışla, hukukun üstünlüğünü ve fırsat eşitliğini yeniden güçlendirmek hâlâ mümkündür. Aksi hâlde, kurumlara güvenin aşındığı ve hukukun kişilere göre işlediği bir düzenin bölgesel istikrarsızlıklara benzemesi kaçınılmaz olur.
Sevgi, saygı ve selam ile,
Müjdat Güler
www.gulermujdat.com


